Lars Danielsson’un Libretto’su Gelecekten Haber Veriyor

Müzik insanlık tarihi ile aynı yaştadır. Müzi̇ksi̇z toplum neredeyse yoktur. Hiçbir sosyal bağlamdan soyutlanamayacak olan müzik, insanın ve evrenin anlamlandırılmasında en etkili yollardan biridir. Bu bağlamda, sözlü, sözsüz tüm müzik yapıtları insanın, doğanın, hayallerin, gerçekliklerin, gerçek dışılığın, anlamlandırdığımız ya da herhangi bir anlam yükle(ye)mediğimiz her türlü şeyin içinde olabilir.

Pisagor “evrenin karmaşıklığını ancak müzikteki karmaşıklıkla anlayabiliriz” sözü, müziğin ne kadar da sonsuz bir düzlemde üzerimizde etkibırakma hacminin olduğunu gösterir. Müziğin bir an için sustuğunu düşünelim; görsel ve duyusal tüm alanlarda büyük bir boşluk ve çöl misali bir alan ruhumuza yerleşir. Düşüncesi bile kabus gibi. Beethoven’ın yavaş yavaş sağırlaşmaya başladığı dönemlerde haykırışı boşa değildir: “Tanrım bana hem bu kadar yoğun bir duyum yeteneği verip neden bunu elimden alıyorsun?”

Müziğin insanlık için ne kadar büyük bir etki alanı olduğunu anlatmaya sayfalar yetmez, müzikle büyük bir anlam, ifade, iletişim, duyguları duyular yarattığımızda insanlık, kendisi yaşadıkça kadar tanıklık etmiştir.

Biz müzisyenler için müziğin üzerimizdeki etkisi iki yolludur. Bu yolları keskin çizgiler ile ayırmaksa da bir bütünün parçaları gibi düşünülebilir. Birinci yol, insani olarak herkesin (üzerinde farklı etkiler yaratsa da) yaşayabileceği bir duyumdur. Bu duyum, müziğin bir anı, tecrübe, duygusal anlamda her türlü deneyim ya da hayal ürünü ile bağlantısıyla ilgilidir. Üzerimizde bıraktığı etki dinleyen üzerinde farklı olmakla birlikte, pek çoğumuz ne gibi etkisi olduğundan da farkında olmayabiliriz. Bazen uyarıcı ya da rahatsız edici de olabilir. Ama sonunda müzik zihinsel ya da fiziksel etkisini mutlaka yaratır. İkinci yol ise, duyumlanan müziğin teknik yapısı analiz edilerek ister istemez her müzisyenin üzerinde bıraktığı etkidir. Müzik eserinin hangi çalgılarla seslendirildiği, armonik yapısı, söz-müzik ilişkisi, yorumlanması dair her türlü olumlu-olumsuz eleştiriler bakış, kayıt ya da canlı sahnede duyumuna göre yapılan eleştiriler, müzisyen üzerindeki etkilerden bir kısmı olarak düşünülebilir. Müzisyen bir aileden geldiğim ve sonrasında konservatuar eğitimi aldığım için çocukluğumdan bu yana “Duymak” ve duyumun üzerimdeki etkisi üzerine sayısız deneyim yaşadım ve yaşamaya devam etmekteyim.

Sayısız etki bırakan sayısız kayıt ve konser izledim, hayatım boyunca bazen icracı, bazen de dinleyici olarak devam ettim. Bunların içinden bugünden dinlemekten büyük keyif aldığım, özellikle caz bassçısı ve besteci Lars Danielsson’un “Libretto” serisi en önemlilerinden biri olan çok etkileyen kayıtlardan. Tematik anlatımıyla ritmik ve armonik eserlere metin verilere şanslı bir bulduğu melodik (enstrümantal) bir şarkıyı dinleyerek bir de metin aktarıyor sanki. Müziği şiir okuyor. Basit ve etkili bir melodi, umutla hüznü bir arada taşıyor. Dinlerken bazen hüzünleniyorsun, bazen umutlu bir surat soruyor her yan. Karışık bir his. Bazen eskiye götürüyor ve yaşanmışlıklar arasında gezdiriyor; bazen de yaşanacaklardan haber veriyor gibi. Gelecek zamanlar bana ne sunacak merak ediyorum hissiyatı. Etki yoğun, heyecan yüksek, son belki hüsran ama hep bir kabullenişe şimdiden hazır gibiyiz.

Piyanoda Tigran Hamasyan (son dönemde en sevdiğim piyaniste ve bestecilerden biri şair gibi melodiyi kusursuzca işliyor. Kendi müziğinde kimi zaman canavarlaşan Tigran, titre ve naif dokunuşları ile yeniden o müz bir bebek gibi müziği duru bir halde dinleyiciye ulaştırıyor. Tusesini de kendi imzası hemen anlaşılıyor. Evrensellik içinde yerel renklerini de sunuyor. Davulda Magnus Öström süpürgeleriyle inanılmaz bir dinamikle hayatı veriyor ve birlikte işleyen bir kalp gibi. Gitar’da John Parricelli efektif çalışmayla bizlere geniş bir ambiyans sunuyor ve dolayısıyla müzik kalitesini yükseltiyor. Tema üzerine çalışan bas motive ve piyano arası detayların bir ezgiyi doğuruyor libretto içinde. Temaya boldan başlıyorsun, bir anda bir koda sololara dal. Dinledikçe her şeye değerli ve özelini. Telaş yok, çabuk tüketim yok; geçip gidecek heves ya da heyecanlı şarkılar yok. Her sesi hem söylediği bir şey var, hem de arkasında anlattığı başka bir renk dünyası var. Ruhsuz sade tek nota yok ve içimizi saran şiir bir müzik; size kendi mısralarınızı yazma şansı tanıyor. Kim bilir, belki bu kısa buselik bir yeşil; doğa kucağını size açıyor, kim bilir?

Dinleyin, Lars Danielsson’la ve dostlarımızla sizi bekliyor sakin. Sevinçli anlarda da, durgun anlarda da müzik vardır, başa sar duygucumuzu besler. Ayrılık ya da hüzün de bir anıdır, sevginin gücü bir kabulleniş ve anlamdır. Güneşli ya da yağmurlu havada düşünebilir tam da tertemiz bir havada gülebilirsiniz. Bir anı inşa etmek bu yazıyı dinlerken istemem. Hayat kısa size bir şeyler anlatın ezgileri keşfedin, dinleyin, ertelemeyin. Ertelemeyin, bir hayat yaşanmamıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu alanı doldurun
Bu alanı doldurun
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
Devam etmek için şartları kabul etmelisiniz